104 The Download
0 Comment
15.06.2019 Upload date

Kur’An Mucizesi - Sureleri Okuma İlkeleri - Bülent Genç

Dini Kitaplar ve Araştırmalar

FILE TYPE: pdf FILE SIZE: 4 KB

Bu kitap bir Kur’an tevili çalışmasıdır. Kur’an tefsir çalışmaları genel olarak ayetlerin sûre disiplinlerindeki yerlerinden farklı olarak kâinattaki yaşamsal karşılığı üzerinden anlamlandırma yapılması ile gerçekleşir.

 Sûre esasına göre yapılan tefsirler ise nüzulüne sebep olan olaylar, kâinatta yaşanan durumlar ve insan üzerindeki tecellilere göre yapılmaktadır. Her tefsir çalışması, ayet ve sûreler üzerinden yapılan Allah’a bir methiye, muhataplara ise bir nasihat özelliği taşır. Tefsir, yorumcunun okuduğu metni düşüncesinde karşılaştırdığı olay ve olgular üzerinden anladığı kadarı ile değerlendirmesinden başka bir şey değildir. 

Genelde ise tefsirciler kişisel bakış açıları ile de yorumlarda bulunurlar. Bu da sağlıklı bir tefsir çalışmasına ulaşabilmemizi zorlaştırır. Bu sebeplerden dolayı da tefsir çalışmalarını zevki olarak değerlendirerek okumak yerinde olur. Kişinin düşüncelerine sınır vurmadan okumalarda bulunması da Rabbine karşı olan O’nu bilme sorumluluğu sebebiyle gereklidir. Tevil, evvelinden kinaye okunan eserin müessirinin eserindeki ifadelerinden ne kastettiği üzerine yapılan yorum çalışmalarıdır. Tevil çalışmalarında eserin kendi disiplini içinde anlaşılması öngörülür. Tefsirde ise eserden bağımsız olarak eserdeki içerikler, belli bir delil üzeri, örtüştürülerek veya karşılaştırılarak anlamlandırılır. Tevil ise eserinden Allah’ın muradını anlamaya çalışmamız için yapılır. Bu da bizim kendi tefsir düzeyindeki değerlendirmelerimizden daha çok tevili yapılacak konunun bağlı olduğu ilke üzerinden anlamlandırılması ile gerçekleşir. Anlatım konusunun bağlı olduğu ilke, murat edileni bize öncelikli olarak gösterecek olandır. Bu da ayrıca anlatım konusunu ilkesel olarak evrenseliyle müşahede etmek olur. 


Evrenseliyle müşahede ettiğimiz ise ahiri de diye bileceğimiz ideal biçimiyle ereğinde bize görünecek olandır. Böylece tevil çalışması, anlatım konusunu hem murada hem de muradın sonuçları üzeriden gösterilmek istenene ve tesir edilmek istenene göre bir müşahede durumu oluşturur. Bundan dolayı tevil çalışması, tefsir düzeyindeki bir yorumun bizdeki etkisi üzerinden bakışım kazandırmasından daha çok hakikate dayalı bir müşahede durumunu bize kazandırır. Böylesi bir durumda okuyucu yorumun etkisi altında kalmaktan daha çok anlatım konusuna hâkim olarak ilke üzeri katılımcı bir düzeyde anlatım konusunun hakikatine şahadette bulunur. 

Yani önemli olan kişiye balık vermek değil ona balığı avlamanın aklını vererek ve sonuçta da ona balık yedirebilmektir. Amacımız beyanlarımızla okuyucuyu etkilemek değil okuyucunun olanı olduğu gibi görmesini sağlamaktır. Bu da müşahede etmeyi sağlamak demektir. Önemli olan başkasının tesiri altında, olana bakmak değil olanı olduğu gibi müşahede edebilmektir. Eğer başkası dediğimizin söyledikleri bizi etkileyerek olanı olduğu gibi müşahedemize sebep olmakta ise bu da hakikate evrenseliyle şahit olduğumuzdandır. Hakikat olan, ontolojisi ile evrensel olan olduğu içindir ki inkâr edilemez olan gerçekliktir. Bizleri böylesi gerçekliğe taşıyan bir söylev, yaşamın kendisinde müşahede edilir. Zaten evrenseller üzerinden söylenen, gerçekliği ontolojik olarak yaşamda görünen her anlatım her zamanda gerçekliğini ve diriliğini korur. 

Bu sebepten dolayı da Kur’an’ın her zamanın kitabı olduğunu vurgulamak adına ilkesel düzeyde hikmetiyle anlamına vakıf olmak zorunlu bir gereklilik olmuştur. Böylece bin dört yüz küsur sene öncesinden alarak Kur’an’ı, her zamanın kitabı olduğunun bilincine vakıf olabiliriz.
Yukarıda belirtilenlerden dolayı tefsir bağlamında üzerine ciltlerce kitap yazılsa da anlam içeriği tüketilemeyecek olan Kur’an’ı Kerim’in, özlü tevil çalışmasını yapmayı uygun gördüm.


Bu bağlamda da Kur’an’ın evveliyatını ve muradını keşfetmek anlamında tevil çalışması yaparken, Kur’an’daki sûre metinlerinin her birinin içeriğini ifade biçimiyle bağlayıcı kılan ilkesi üzerinden yapmayı uygun gördüm. Bu da Kur’an’ın evrensellerini kavramsallaştırarak, hakikate ışık tutacak biçimde müşahede etmek adına önem arz eder. Evrensele içkin olarak kavramın akıl ile tanıtlanması, hak ilkeler üzeri bilinçte yeniden dirilmektir. Bilinçte, ilkesine bağlı olarak kavramı içselleştirerek, şuurlanarak yeniden dirilen insan, kavramı aklında ve evrenseli amelinde yaşayan ve gösterendir (ayna tutandır). Bu da bize Kur’an’da anlatılanların her devirde yaşamsal gerçekliğinin ve gerekliliğinin aklını gösterir. Kur’an’ı anlama tarihinde sûrelerin sıralandırılması, nüzul sıralarına göre veya anlam içeriklerindeki yakinliklerine göre değerlendirilmeleri sebebiyle hep tartışılagelen bir konudur.


 Elimizdeki Kur’an metnindeki sûre sıralandırılması Resulü Ekrem efendimiz tarafından vahiy bilgisi ışığında önceden nasıl buyurdular ise ona göre Hazreti Zeyd bin Sabitin ve Hazreti Osman tarafından yapılmıştır inancı hâkimdir. Bu rağmen efendimizden sonra eshabı kiramın istişareleri ile tevatür üzeri sıralandırmanın yapıldığı da söylenir. Ayrıca Resulü Ekrem Efendimiz kaynak gösterilerek sûrelerin yarısının bilerek diğerlerinin de bilmeyerek sıralandırıldıklarını da belirtenler olmuştur. Aslında bu iddialar şu anlama gelir ki o da sûrelerin neye göre sıralandırıldığı hakkında net bir bilgimiz yoktur. Bu sebepten dolayı sûre sıralandırılması tartışmasına girmeyerek, elimizde en son biçimiyle bulunan Kur’an metnindeki sûre sıralandırılmasına hüsnü zan ile bakarak çalışmayı yaptığımı belirteyim.


 Zaten tevhit inanışının gereği olarak her şeyi ve işi faili mutlak olan Allah’tan bilen bir insan olarak ilahi iradenin dışında Kur’an sûrelerinin sıralandırıldığı kanaatinde bulunmamaktayım. Elimizde bulunduğu biçimde hangi zamanda koşullar ve gerekçeler doğrultusunda Kur’an sûreleri sıralandırıldıysa, ilahi iradenin kudreti ile hikmet üzeri gerçekleştiği inancında bulunmaktayım. Bu da Allah Teâlâ’nın Kur’an’ı kendisinin koruyacağı sözünün hakkı üzeri imanım doğrultusundaki benim konuya bakış durumumdur. Bu durum kalbi olduğu içindir ki akli olarak Kur’an sûrelerinin sıralandırılması üzerine çalışma, tartışma ve istişare yapanları bağlamaz. Doğrusunu bilen Allah olduğu içindir ki kesin bilgi üzeri bilmediğimiz konu üzerine tartışmalarda bulunmak da zaman kaybından başka bir şey değildir. Bizlerin keşfi olarak bildiği ise Resulü Ekrem Efendimiz tasarrufu ile Kur’an sûrelerinin Cenabı Hakk tarafından sıralandırıldığıdır. Elimizdeki Kur’an metninin sûre sıralandırmasına, nüzulüne şahit kişilerin de aracı oldukları kesindir. Bu dahi keşfi olarak ferdi hikmete tabi olduğu içindir ki umumiyeti bağlamaz. Lakin yapılan bu çalışmada sûrelerin ilkelerine bağlı olarak birbirleri ardınca bir dizgede sıralandıkları görülecektir. Bu da Allah Teâlâ’nın Kur’an’ı kendisinin koruyacağı sözüne olan imanımın akli delili olarak dikkate değerdir. Bu çalışma bir el rehberi biçiminde hazırlandığı için Kur’an okurken rehber kitap olarak kullanılması yerinde olur. Bunun içindir ki her sûre okunmadan önce sûre üzerine belirtilen açıklamaların okunmasını, okunduktan sonra da bir defa daha sûrenin tevilinin okunmasını rica ederim. Yaptığım bu çalışmada, sûrenin tevili doğrultusunda özlü tefsirde görünür. Lakin tevilin anlam içeriği doğrultusunda yapılan tefsir düzeyindeki açıklamalar, tevilin anlaşılması için zorunlu olduğundan dolayı çalışmada yer almıştır.


Kur’an dersleri ya okuma ya da tefsir düzeyinde işlenir. Keşfi ve sezgisel olarak Kur’an okumalarında Rabb Teâlâ kullarına hususi dersler verebilir. Bu dersler hikmetine göre ferdi düzeyde zevki olup umumiyeti bağlayıcı olmayabilir. Sezgisel ve keşfi Kur’an okumalarında muhataplar istidatlarınca nasiplenirler. Bunda da, edinilen zevk umumiyete dikte edilmediği sürece bir problem yoktur. Zihinsel Kur'an okumalarındaki problem, okumaların belli bir disiplin içinde yürütülmemesi sebebiyle anlaşılamamasıdır. Kur’an’ın anlaşılmamasının insanların anlayışsızlığından daha çok parçalı ve birbirinden kopuk anlatımından dolayı gerçekleştiği söylenmektedir. Bu bağlamda ilahiyat fakültesi öğrencilerinin dahi şikâyetleri mevcuttur. Fakülte öğrencileri, din adamları, gayri Müslimler ve birçok yüksek eğitim görmüş kişiler tarafından "Kur’an’ı anlayamıyoruz" şikâyetini sıkça dinlemiştim. Toplum bireylerinin inançlı ve ahlaklı olabilmesi için Kur'an meali dersleri görmek büyük bir lütuf olsa da anlatır olduğum problemin uygulamadaki çözümü zaruridir. Kur'an dersleri cemaatler tarafından okumalar üzeri zamanın ruhuna göre pozitif bilimler ışığında tefsir niteliğinde işlenmektedir. Bu Kur’an’ı anlamaya hizmet adına bir parça çözüm oluştursa da yeterli değildir. Belki Kur’an talebelerinin hayretlerini artırarak inançlarının pekinleşmesine yardımcı olabilir. Her bilim düzeyinde ilim, temellendirildiği mutlak bir ilke ile anlaşılır. Mesela, kuantum fiziğinde enerji, kimyada reaksiyon ve değişim, teolojide tanrı, din biliminde ahlak olarak örnek gösterebiliriz. 


Derslerden amaç eğer Kur’an’ın anlaşılmasıysa, Rabbim Allah tarafından Kur'an’ın temellendirildiği mutlak ilkenin bilinmesi şarttır. Kur'an’da Rabb ile kulun hitap, muhatap ilişkisinde okuma sunulması ilahi bir lütuftur. Kur'an’da muhatap alınarak hitap edilen okuyucu insandır. Mertebesine göre muhatap alınan insanın Kur’an’ı anlayabilmesinin temel şartı ise ahlak ilkesiyle okumasıdır. "Güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" diyen güzelim nebiye indirilen insanlık kitabı ahlak kitabıdır. Kur'an Rabbim Allah'ın varlık ahlakı ve O'nun varlığına inanma veya inanmamaya göre biçimlenen insanların ahlakı ayrıca Rabbin varlığında nasıl yaşanması gerektiğinin ahlakını telkin eden nasihat kitabıdır. Nasihatçi olmak dahi Rabbin bir ahlakı değil midir? Kur'an’a ahlak ilkesiyle bakıldığında görülecektir ki Rabb Teâlâ tevhit diliyle esmaları, sıfatları ve ayetleriyle kendi ahlakı ve tipoloji düzeyinde incelenmesi gereken kullarına verdiği ahlak biçimlerini bir bir anlatmıştır. İnsanların ahlaklarına göre yaptıkları eylemlere karşılık ahirette onlara sıfatları gereği nasıl bir ahlak üzeri karşılık vereceğini de belirtmiştir. Bu bağlamda Kur'an temel felsefesi itibarı ile Allah'a dayalı varlık bilimsel bir ahlak anlayışı üzeri zihinsel düzeyde okunursa eğer daha rahat anlaşılan ve öğrenilen bir kitap olacaktır.


Modernizim tek tipçiliği ve popülizm hevâlarla biçimlenen ruhsuzluğuna çare zevk ile biçimlenen ahlak olabilir. Bu sebepten dolayı Kur'an meali derslerinde samimi olunması gerektiğinin bilinciyle okumalar yapılarak ders görülmelidir. Böylece manevi ahlak keyfi değil zevki düzeyde ders görenlere aşılanabilir. Böylece öğretim verilirken eğitimde verilmiş olunur. Zaten Kur'an öğretici bir kitap olmaktan daha çok muhatabını eğitici bir kitaptır. Zihinsel olarak ahlak ilkesiyle bakışımla yapılacak olan Kur’an derslerinde talebeler genel anlamda yorum yapabilmenin aklını edinmiş olacaklardır. Böylece tefsir düzeyinde Kur’an yorumu yapmayı öğrenirken, Kur’an yorumu yapmış bulunanların eserlerine de eleştirel bakış açısı kazanmış olacaklardır. Talebeler Kur’an derslerinde akli olarak ahlak ilkesiyle okumalar yaparken bilmelilerdir ki her sûrenin temellendirildiği bir hikmet ilkesi vardır. Her sûrenin akli olan hikmet ilkesiyle yapılacak olan Kur’an’ı anlama çalışmalarında ilmen daha sağlam bir zemin edinilmiş olunacaktır. “Kur’an ve insan ikiz kardeştir” hadisi şerifinin işaret ettiği anlam ile zevki olarak da belirtmek gerekir ki her sûre ve ayetin insanda yaşamsal karşılığı vardır. Bu bağlamda Kur’an’ın her sûresi ve ayeti insandaki karşılığı üzeri de okunmalıdır Kur’an sûre ve ayetlerinin insandaki yaşamsal karşılığı Kur’an hatmi meratibinin fena ve beka seyirlerine göredir. Kur’an’ın beka seyrine göre anlaşılması, ferdi hikmet gereği ehlinin hüviyeti üzeri deneyiminde, hâli melekeleriyle edindiği ilmi irfan bilgisiyledir. Kur’an’ın beka seyri hüviyeti Hakk üzeri ferdiyette deneyimsel olarak insanda yaşamsal karşılığını bulduğundan dolayı zevki olup sırdır. Bundan dolayı Kur’an’ın beka seyri ehline malumdur diyerek fena seyri üzeri zevki yorumlarda bulunmak gerekir. İlkesel temelli ve insanlık zemininde Kur’an dersleri görecek olan talebelere yardımcı olacak bu yazım çalışmasının kurumsal düzeyde ilgili kişilerce kayda değer olarak değerlendirilmesini temenni etmekteyim. Genel anlamda Kur’an’ın Arapça olmaktan daha çok Rabbca olduğunun zevkiyle belirtmek gerekir ki her insan düşüncesinin temeli olan ana diliyle anlam bulur. Bu sebepten dolayı Kur’an meali üzeri dersler görmek, herkesin Arapça bilmemesi sebebiyle umumi düzeyde zorunluluk arz eder. Ayrıca belirtmek gerekir ki hem ilkesel hem de zevki düzeyde anlam bulma en yetkin biçimde kişinin ana dilinde mümkün olabilir. Başka bir deyişle de Rabbin anlatımını hakkıyla ve farklı nüktelerde zevki olarak anlayabilmek kişinin ana diliyle kâmil olabilir. Rabbcayı anlayabilmek böylece mümkün olabilir. Bu anlatımdan Kur’an’ın Arapça okunmaması anlaşılmamalıdır. Kur’an Arapça seslendirilişiyle kâinatta melekût tarafından karşılık bulan ilahi kelam olma özelliğini taşır. Bu sebepten dolayı hem Rabbe yakin kılan melekelerimizin açılımı hem de Rabbin nur tecellisi için zikir düzeyinde Arapça okunması da haktır.


Rabb Teâlâ, vicdan melekesi vasıtasıyla haklar üzeri kuluyla hâl dilinde konuşur, akıl melekesi vasıtasıyla da düşüncede, kuluna ilkeler üzeri hakikatin manalarıyla anlam verişiyle konuşur.
Kul hakikat üzeri gerçekleşen düşüncesinde Rabbiyle kelam eder. Bu sebepten dolayı her talebenin kendi düşünce lisanında Kur’an’ı mealen okuması ve dersini çalışması zorunludur. Bu çalışmada yaptıysak eğer bir hata, her işi ve şeyi hakkıyla bilen Rabbim Allah’ın merhametine ve affına sığınırım. Kur’an’ı genel anlamda anlamak adına akli olarak ahlak ilkesiyle okumak gerekir. Bu önermeyle beraber Kur’an’ın ayet temelli tafsilatında sûre temelli anlaşılması adına özel olarak hangi ilkeler üzeri okunacağı da her sûrede belirtilmiştir. Okuyanların zevk etmesi dileğiyle!