33 The Download
0 Comment
15.06.2019 Upload date

İki, Üç Daha Fazla Vietnam - Che Guevara

Tarih, Siyaset ve Araştırma

FILE TYPE: pdf FILE SIZE: 4 KB

Afrika, Asya ve Latin-Amerika Halkları Dayanışma Örgütü’ne

(OSPAAL) Che Guevara’nın “dünyanın herhangi bir yerinden” yolladı

ğı bu mesaj, 16 Nisan 1967 tarihinde Prensa Latina’da yayınlanmıştır.)

 

“Şimdi akkor zamanıdır,

ve yakında yalnız ışık

görülecektir.”

J. MARTI

Son dünya savaşının bitimi üzerinden yirmibir yıl geçti; çeşitli yayınlar

her dilde Japon yenilgisiyle simgelenen bu olayı kutlamaktalar. Farklı

kamplara bölünmüş dünya üzerinde görüntüsel bir iyimserlik havası hüküm

sürmekte.

Dünya savaşı olmaksızın yirmibir yıl bu, aşırı cepheleşmeler, şiddetli

çatışmalar ve ani değişimler süresinde çok önemli gibi görünmektedir. Ancak

uğrunda savaşmaya hepimizin hazır olduğu bu barışın pratik sonuçlarını

(sefalet, dünyanın büyük bölümlerinin aşağılanması ve gittikçe artan

sömürü) tahlile girişmeden, bu barışın gerçek barış olup olmadığı sorusuyla

karşılaşıyoruz.


Bu notların amacı Japonya’nın teslim olmasından beri birbirini izleyen

çeşitli yerel çatışmaların ayrıntılı bir sergilenmesi değildir; görevimiz bu

görüntüsel barış yıllarında yapılan sayısız ve giderek artan iç savaşların

bilançosunu çıkartmak da değildir. Bu gereksiz iyimserliğe karşı, Kore ve

Vietnam savaşlarını örnek vermekle yetineceğiz.

Ilk olayda, ülkenin kuzey bölümü vahşi savaş yıllarından sonra kendini

bomba çukurlarıyla kaplı, fabrikasız, okulsuz ve hastahanesiz, on milyon

nüfusu barındıracak herhangi bir sığınaktan yoksun, modern savaş olayını

tanıyan korkunç bir harabeye dönüşmüş buldu.


Birleşmiş Milletler’in itibarsız bayrağı altında, Birleşmiş Milletler’in askeri

yönetimi altında bir düzine ülke, ABD askerlerinin büyük ölçüde katılımıyla

bu savaşa girmişler ve Güney Kore halkının topların hedefi olarak

kullanılmasında görev almışlardır. Diğer taraftan, Kore ordusu ve halkı, ve

Çin Halk Cumhuriyeti gönüllüleri, Sovyet askeri aygıtının ikmal ve deste-

ğiyle donatılmıştı. ABD, termonükleer silahlar dışında, sınırlı ölçüde bakteriyolojik

ve kimyasal silahlar da dahil, tüm imha silahlarını denemiştir.

Vietnam’da, bu ülkenin yurtsever güçleri üç emperyalist güce karşı kesintisiz

bir savaş yürütmüştür: Hiroşima ve Nagasaki’nin bombalanmasıyla

ortaya çıkan yıkım altındaki Japonya; Çinhindi sömürgelerini bu yenilgiye

uğramış Japonya’dan geri alan ve zor zamanlarında verdiği sözleri tutmayan

Fransa; ve mücadelenin bu son aşamasında Birleşik Devletler.

Bütün kıtalarda sınırlı çatışkılar vardı; oysa Amerika kıtasında, Küba

Devrimi alarm işaretleriyle bu bölgenin önemi üzerine dikkati çekinceye kadar,

uzun süre yalnızca başlangıç halindeki kurtuluş mücadeleleri ve askeri

darbeler vardı. Küba Devrimi emperyalistleri öfkelendirdi ve sonunda, önce

Domuzlar Körfezi’nde ve sonra Ekim Krizi’nde kıyılarını savunmak zorunda

kaldı.


Bu son durumda, Küba sorunu yüzünden ABD ile Sovyetler arasında bir

çatışma çıksaydı, sonuçları tahmin edilemeyecek bir savaşa neden olabilirdi.

Ama bugün tüm çatışkıların odak noktası Çinhindinde ve buranın sınır

bölgelerinde bulunmaktadır. Laos ve Vietnam ABD’nin tüm gücüyle içine

girdiği bir iç savaşla sarsılmaktadır. Öyleki tüm bölge patlamaya hazır bir

bomba gibidir.


Vietnam’daki çatışma çok keskin bir özellik kazandı. Amacımız, bu sava-

şın bir kronolojisini vermek değildir. Biz, sadece bu örneği anımsatmak ve

kilometre taşlarını işaret etmekle yetineceğiz.

1954’deki Dien Bien Phu yenilgisinden sonra, Cenevre’de, ülkenin iki

ayrı bölgeye bölünmesini; Vietnam’da hükümeti kimin kuracağı ve ülkenin

nasıl birleştirileceği konularında 18 ay içinde seçimlerin yapılmasını içeren

bir anlaşma imzalandı. ABD bu belgeyi imzalamadı ve kendi imparatorlu

ğunu kurmak için, Fransız kuklası Bao Dai’nin yerine kendi amaçlarına

daha uygun birini geçirmek için manevralara başladı. Bu kişi de, herkes tarafından

bilindiği gibi, emperyalizm tarafından suyu sıkılmış limon misali

bir trajik sonu olan Ngo Dinh Diem’di.


Antlaşmanın imzalanmasından sonraki aylarda halk güçleri kampında

çok büyük bir iyimserlik hüküm sürmekteydi. Anti-Fransız direniş karşısındaki

son dayanak noktası parçalanmıştı ve Cenevre anlaşmasının tümüyle

uygulanmasını bekliyorlardı. Ama yurtseverler, ABD’nin tüm hile yöntemlerini

kullansa bile seçimlerde kendi isteklerine uygun bir sonuç çıkmayaca-

ğını hissettiğinden seçime izin vermeyeceğini kısa sürede anladılar. Ülkenin

güneyindeki çarpışmalar yeniden başladı ve tedrici olarak her tarafı kapsayan

bir yoğunluk kazandı. Bugün ABD ordusu, tüm savaş gücünü yitiren ve

sayıca azalan kukla ordunun yerine yarım milyonu aşan istilacı bir gücünü

sürekli artırmaktadır.


Geçen iki yıl boyunca ABD, Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’ni sistemli

bir biçimde bombalamaya başladı; diğer taraftan Güneyin savaşkanlı

ğını altetmeye ve güçlü bir konumda konferans masasına oturmaya çalı

şmaktadır. Başlangıçta bombardımanlar az çok sınırlandırılmıştı ve Kuzeyden

geleceği varsayılan provokasyonlara karşı önlem adı altında sunuluyordu.

Sonraları bombardımanlar yoğunlaştırılarak ve artırılarak ülkenin

Kuzey kesimindeki her türlü uygarlık izini yoketmeyi amacıyla [???]

ABD hava kuvvetleri tarafından büyük bir saldırı başlatıldı. Bu ünlü “tırmanma”

nın son perdesiydi.


Yankee dünyasının maddi özlemleri, Vietnam uçaksavar birliklerinin bitip

tükenmez savunmalarını, düşürdükleri sayısız uçağı (aşağı yukarı 1700)

ve sosyalist ülkelerin savaş yardımlarını saymazsak, büyük ölçüde gerçekle

şmiş bulunuyor.

Acı bir gerçek var: Vietnam —tüm dünyanın unutulmuş halklarının

umudunu, özlemini temsil eden bir ulus— trajik biçimde yalnızdır. Bu ulus,

Güney’de pratik olarak misilleme yapma olanağına sahip olmaksızın ve Kuzey’de

az bir savunma olanağıyla ABD teknolojisinin kudurmuş saldırılarına

katlanmak zorundadır - ama herzaman yalnızdır.

Bugün dünyanın tüm ilerici güçlerinin Vietnam halkıyla dayanışması,

Roma arenalarındaki gladyatörleri alkışlayan pleplerin acı ironisine benzemektedir.

Sorun, saldırının kurbanına başarı dilemek değil, onun kaderini

paylaşmaktır; kişi, zaferde ya da ölümde onunla olmalıdır.

Vietnam halkının yalnızlığını tahlil ederken, insanlığın bu mantık dışı

anında zangır zangır titriyoruz.

ABD emperyalizmi saldırganlıktan suçludur; cinayetleri akılalmazdır ve

tüm dünyaya yayılmıştır. Baylar, bunu hepimiz biliyoruz! Vietnam’ı sosyalist

dünyanın yenilmez bir parçası durumuna getirmek için belki dünya çapında

bir savaş tehlikesinin göze alınabileceği, ama Kuzey Amerika emperyalistlerinin de bir karara zorlanacağı hüküm anında tereddüt edenler de

suçludur. Sosyalist kampın iki büyük gücünün temsilcileri tarafından bir

süreden beri devam ettirilen bir sövme ve çelmeleme savaşını sürdürenler

de suçludur.


Onurlu bir yanıt bulmak için kendi kendimize sormalıyız: Vietnam tecrit

edilmiş midir, edilmemiş midir? Bu kavgalı iki güç arasındaki tehlikeli

denge durumu korunmalı mıdır?

Ve bu halk ne büyük bir halktır! Bu ne cesarettir, bu ne metanettir! Bu

mücadele dünya için ne dersler içermektedir!